Avrupa Birliği’ne Uyum Yasaları 21 Sene Önce Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kabul Edildi

Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu yaklaşık 60 yıllık bir zamana yayılıyor. İlk olarak 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzalanan anlaşmayla ilişkiler başlamıştı. 

2000’li yılların başı ise Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek için en çok ümitlendiği dönem olarak tarihe geçti.

2 Ocak 2003 tarihinde, AB ile uyum yasaları çerçevesinde bir dizi Anayasa Değişikliği TBMM’den geçerek yasalaştı.

Türkiye’nin 60 yıllık AB yolculuğunu ve Kopenhag Kriterleri’nin Türkiye’de kabul edilme sürecini yeniden anımsayacağız.

Bitmeyen bir ilişki Türkiye ile Avrupa Birliği arasında olan. 20. yüzyılın ortalarında başlayan görüşmeler 21 yüzyılın ilk çeyreği biterken hala devam ediyor.1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı.

14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye resmen tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa Birliği’yle bütünleşmenin ilk aşaması olarak Türkiye 1 Ocak 1996 tarihinde Avrupa Birliği Gümrük Birliği’ne girdi.

Lakin üyeliğin gerçekleşmesi için Avrupa Birliği’nin koyduğu kriterlerin Türkiye’de kanunlaşması gerekiyordu. Bunun için de bir dizi Anayasa değişikliği zorunluydu.

2000’li yıllarda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma sürecinde bir hızlanma gözlendi. 1999 seçimleri sonrası iktidara gelen DSP-MHP-ANAP Koalisyonu, bir dizi AB tasarısını Meclis’ten geçirmeyi başardı.

Ancak asıl zorlu maddeler Anayasa Değişikliği gerektiren maddelerdi. Anayasa Değişikliği için ise koalisyonun sandalye sayısı yeterli değildi. 

3 Kasım 2002 seçimleri sonrası tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, Avrupa Birliği ile görüşme trafiğini hızlandırdı. 

Buna göre AB’nin işaret ettiği bazı Anayasa değişikliklerinin ivedilikle gerçekleşmesi gerekiyordu. 

Bu maddelerin başında siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması geliyordu.

Bunun dışında İşkence ve kötü muamele suçlarından verilen cezalar para cezasına çevrilemeyecekti. Anayasa Mahkemesi, siyasi partinin devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verebilecek, Cemaat vakıfları mülk edinebilecek. Gazeteciler haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacaktı.. Kopenhag kriterlere ile Anayasa’ya uyum çerçevesinde bazı yasalarda değişiklik öngören tasarı TBMM’de kabul edildi.

Türkiye’de Ak Parti hükümetinin prensipte kabul ettiği tüm bu yasaların kesinleşmesi için Anayasa Değişikliği şarttı.

Bu doğrultuda 2 Ocak 2003 günü TBMM’de anayasal çoğunluk sağlanarak gerekli değişiklikler yapıldı.

Bu süreç Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olmak için en çok yaklaştığı an olarak tarihteki yerini aldı.

Ancak Türkiye’nin attığı bu somut adımlara rağmen Avrupa Birliği, Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmek için sürekli olarak süreci ötelemeye devam etti. 7 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’nin katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına karar verdiler. Başlayacak müzakerelerin ne kadar sürede tamamlanacağı konusunda kesin bir karar verilmedi.

Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, üyelik müzakereleri için pek çok kez Brüksel’e gitse de netleşmiş bir takvim elde edemeden dönmek zorunda kaldı. 

2006 yılında Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, katılım sürecinin en az 2021 yılına kadar süreceğini söyledi.

Aylar, yıllar geçiyor ama Türkiye’nin üyelik sürecinde bir mesafe alınamıyordu.

31 Ekim 2012’de dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’ya bir ziyarette bulunarak 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıl dönümünde Avrupa Birliği’ne üyeliğini beklediğini açıkça belirtti.

Aynı konuşmasında Türkiye’nin sabrının taşabileceğini ifade eden Erdoğan, o zamana kadar üyelik gerçekleşmezse müzakereleri sonlandırabileceklerini söyledi.

2013 yılında patlak veren İstanbul Gezi Parkı Olayları ise Türkiye’deki iktidar ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin askıya alınmasına yol açtı. Başbakan Erdoğan bu olaylardan dış ülkeleri sorumlu tutarken Avrupa Birliği ise Erdoğan’ı otoriterlik ile suçlamaya başladı.

2013’ten sonra ise Türkiye-AB yakınlaşması bir daha olumlu bir noktaya evrilmedi.

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası Türkiye, Batı’ya yönelik tepkilerini daha fazla yükseltti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbeyi gerçekleştiren FETÖ’nün Avrupa ve ABD’de kollandığını defalarca dile getirdi.

Aynı dönemde Avrupa Birliği de Türkiye’deki demokrasi ve ifade hürriyetinin her geçen gün daha fazla sekteye uğradığını vurguladı.

Türkiye’nin otoriter bir yönetimle idare edildiğine ve Avrupa Birliği kriterlerini karşılaşamadığına yönelik değerlendirmeler ağırlık kazandı.

Türkiye ise bu eleştirileri ‘terörle mücadele edildiği’ şeklinde yanıtlarla karşıladı.

Neticede Türkiye’nin AB’ye üyelik girişimleri uzun ve faydasız yılların ardından sonuçsuz kaldı.

Türkiye, Ocak 2024 itibarıyla hala resmi olarak Avrupa Birliği tam üyelik hedefini koruyor. Buna karşın ilişkilerin tarihin en iyi durumunda olduğunu ifade etmek mümkün değil.

Yaklaşık 60 yıldır devam eden görüşmelerin ve aşamaların sonunda Türkiye’nin tam üyeliğe ne zaman kabul edileceğine dönük bir tarih bulunmuyor.

Buna karşın Türkiye’den yıllar sonra üyelik için başvuran çok sayıda ülke AB üyesi olmayı başardı.

Bakalım önümüzdeki yıllarda bu uzatmalı ilişki hangi yönlere doğru evrilecek?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx